Merhaba Elif, nasılsın? Öncelikle tüm umudum, şuan sağlıklı ve mutlu 🙂 olarak bu mektubu okuduğunu düşünmek. Bir çok kişiye çocukluğumdan beri çokça mektup yazdım. Fakat insanın kendisine, hatta geleceğe mektup yazması gerçekten zormuş. Cümleleri çokça silip yeniden yazıyorum, hatırlayacağın üzere. Böylece içinde acı bulunduracak öğeleri mümkün olduğunca çıkartıyorum. Çünkü iniş çıkışları ile de olsa, klişesi ile “şuan hayat bana güzel”.

25 yaşını doldurdum ve artık 26’ya merdiven dayadım. Hayat merdivenimi mümkün olduğunca sağlamlaştırmaya çalışıyorum son birkaç yıldır. 10 yıl sonra demek, 35 yaşında bir Elif demek. Cahit Sıtkı Tarancı gibi yolun yarısı gelmiş ‘demeyen’ bir Elif demek. Tıpkı adının anlamında da olduğu gibi dimdik bir Elif. Tüm yaşadıklarından ders çıkarmış, bu yüzden de hayatta hem daha başarılı olmuş, hem de daha mutlu olmuş bir Elif. Hayatındaki en önemli şeyin hala “Mutluluk” olduğu bilincini daima benliğinde taşımış bir Elif. (Unuttuysan hatırlatmak için; ben hayatımda hep mutlu olmayı isterim. Çünkü mutlu isem, ya hayatımda her şey yolundadır, ya da ben olumsuzluklara rağmen hala gülebiliyorumdur. İşte bu da en güzel şeydir.)

On Yıl Paradoksu

Aslında hem çok uzun hem de çok kısa bir süre 10 yıl. Mesela tam 10 yıl sonra doğduğum memleketime, İstanbul’a yeniden döndüm. Benim için vakit çabuk geçti, ama üstünden baya da zaman geçti. Bu 10 yıl içinde 3 kez şehir değiştirdim, hayatımda yakın akrabalarımın ölümünü ilk kez ve üst üste tattım, … Bunlarla beraber harika şeyler de yaşadım. Çocukluğumdan beri hayalim olan piyanoyu öğrenmekle kalmayıp konser verdim, gitarı geliştirmekle yetinmeyip ders verdim. Katıldığım öğrenci topluluklarıyla çok fazla şey öğrendim, deneyim kazandım. Hümanist oldum insanları tanıdıkça. Mesela eskiden komik insanlar çok az sanırdım. Şimdi aslında büyüklerin de her zaman gülebildiğini ve güldürebildiğini öğrendim. Hep kendime de güler yüzlü olmayı ve güldürmeyi öğütledim. İleride bunun değişebileceğini düşünsem de tüm insanların içlerinde duygusal, iyi bir tarafları olabildiğini gördüm. Genellikle geçmişi yaşadım, her defasında perde çekmeme rağmen. Hep tül olsa gerek çektiğim perdeler arkasını yansıttı. Yine de kopamadım eski sevdamdan, eski müziklerden, filmlerden.

Biliyorum, gözlerimi bir açacağım 35 olmuşum, tabii yaşarsam. Bir bakmışım vücudum gençlik evrelerini bırakmaya başlamış, düşünce yapım üzerine eklenen bir 10 yıl ile daha da değişmiş. Yine aynanın karşısında bir Elif olacak, fakat tıpkı 10 yıl önceki çocuk Elif’ten farklı birinin şuan bunları yazdığı gibi, farklı bir Elif olacak.

Burnumun direğini sızlatıyor bazı konular, o yüzden fazla değinmek istemiyorum. Diliyorum ki hepsi hala sağlıkla yaşıyor olacaklar. Bilemiyorum hangi şehirde, belki ülkede, hangi işte, hangi evde, ne şekilde yaşıyor olacaksın. Bu mektubu okurken de ne kadar mutlusun bilemem. Ama madem geçmişten yazıyorum sana, o zaman olanları değil de umduklarımı bulmak istediğimi söyleyebilirim sana. Ki yine umuyorum ki bu söylediklerimi ciddiye alır ve uygularsın.

Haydi Başlayalım

Öncelikle lütfen hala ve hep gül 🙂 Gülmek senin ev sevdiğin şey, bunu unutma. Bunu engellemek isteyenler olabilir, farkında olarak veya olmayarak. Ama sen hepsine tülden ziyade bu sefer kalın bir güneşlik çek ki kimse ışığı ile seni etkileyemesin. (Bir nevi Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini andırdı bu mektup. 10 yıl sonra Gençliğe Hitabeyi mi okusam acaba bunun yerine. :))

Bir diğer önerim, yaz. İlkokuldan beri, hatta müzikten önce bile sen hep yazdın. İlkokulda beğenildi, lisede ödül aldı bu yazıların. Şimdi ise biraz daha profesyonele taşımak için çalışıyorsun, içerikler geliştiriyorsun. Seni rahatlatan, elinin klavyede piyano çalıyormuş havası yaşattıran, ilham perinin kapısını çalmayı hep bil. Çünkü o çaldıkça hep bir çocuk olarak kalacak, çalmadığında ise yavaş yavaş kapıyı dahi açamayacak bir nine olup gidecek.

Unutma küçük Elif’e bir söz verdin. Daha ilkokul sıralarında kapak fotoğrafını bile düşündüğün, o otobiyografini yaz. Bana göre; ‘yazsam hayatım roman olur’ klişesinden ziyade, her insanın yazılmaya dair yaşadığı şeyleri vardır, kısa veya uzun. Esas mesele onları okutabilecek şekilde yazmaktır. Ben, yani 25 yaşındaki Elif bu sözüm sana; 35 yaşına kadar öyle güzel şeyler yaşa ve yaşat ki kendine, kitabın sonunda herkesten önce sen “vay be” diyebil. Gelelim 35 yaşındaki Elif sana, sen de yolun bittiğini sanma, daha ikinci round yeni başlıyor. Senin de ilk roundu unutmaman için notlarını almaya başlamanı tavsiye ediyorum. Çünkü malum, kitabın ne zaman biteceğini hiç birimiz bilmiyoruz.

Müzik

Müzik, yapmaktan en büyük zevk aldığım şey. Gitar ve piyanodan sonra sırada keman var. Umarım araya yan flüt ve bateriyi de sıkıştırabilmişsindir. Lütfen şimdilerde söylenen, işe başlayınca onlara vakit ayıramazsın sözlerini herkes için yanılt. Hayatında sanata hep yer ver. Seni tamamlayanlar onlar çünkü. Tiyatroya da git, izleyen değil izlenen olmak için. Çocukken senaryosunu kendin yazıp oynadığın, hatta yaptığın biletleri satın almaları için, ailene kendi yaptığın paraları vererek oyununa gelmelerini sağladığını unutma.

Kendini geliştir. Daha önünde çok uzun bir zaman var. Bu zamanı iyi değerlendir. Her gün bir kitap bitirme seviyesine geldiğini umuyorum. Bunlar dışında, hayatın kitaptan öte, sokaklarda olduğunu da unutma. Yetimhaneleri ve huzurevlerini ziyaret et arada. Geçmişte ne kadar şanlı olduğuna şükrederken, gelecekte nasıl olabileceğini görüp, ona göre hazırlarsın belki kendini. Barınaklara da git arada, için ne kadar çok acısa da. Muhtemelen son 10 yıldır alıştığın gibi evde en az bir kedin ve bir köpeğin vardır, ama sen dışardakileri de unutma.

Seyahat

Hayatımda en büyük tutkum olan seyahati de hep yap olur mu? Son 10 yıldır bir türlü denk getirip de gidemediğin şu yurtdışı seyahatine de çoktan gittiğini düşünüyorum. Sen gidebil diye bu yıl, 10 yıllık pasaport bile aldım, daha neyi bekliyorsun ki? Hayalindeki gibi Portofino’ya gidip “I found my love in Portofino” şarkısını söyle. Hazır oralara gelmişken, hikayesi ile de ilgini çokça çeken eski Pompei’yi de ziyaret etmeyi unutma. İspanya’da Chav Bella derken, İtalya’da Felicita ile mutluluktan uç. Pisa’yı bir de sen tut, bakalım bu sefer düşecek mi. Japonya’da Hachiko’nun heykelini ziyaret ederken, filmini her izleyişinde Fıstık’ı kucakladığın gibi bu sefer anılarını kucakla, muhtemelen Fıstık yaşamıyor olacak çünkü.

Yine de ne olursa olsun, anı yaşa. Hani şu şapkalı olanından. Kimine saliseler, kimine saatler hissettiren andan. Bundan sonrasını da öyle dolu dolu yaşa ki, hani şu şimdilerde dediğin, “üniversiteyi dolu dolu yaşayabildim” cümlesini hayatına da empoze et. Yaşlanıp, bembeyaz saçlarımla, belki bir huzurevinde oturduğumda, gelen misafirlere diyebileyim ki “dolu dolu bir hayat yaşadım”. İçinde her şeyinden bolca olan, aşure misali. Öyle güzel bir hikaye anlat ki onlara, tıpkı TEDx gibi konuş kitabında okuduğun tüm teknikleri uygulayarak, belki de gerçek sahnesinden anılarınla.

Bakalım hikayede neler olacak, ben de şimdiden onları yaşamak için çok heyecanlıyım.

Eee Elif, ben bir sürü şey anlattım sıra sende. Neler oldu şu 10 yılda?

Sevgiler,

25 Yaşındaki Elif