Anne Frank’i bilir misiniz? 

Şimdi biraz zamanda yolculuk yapalım o zaman. Gözlerinizi kapatın. 1945 yılındasınız. Almanya’da. Çatı katındaki küçük odanızda, sedirin üzerinde oturuyorsunuz. Dışardan, her gün askerlerin sesleri duyuluyor. Pencereden bakamıyorsunuz bile, gün ışığını görmek yok. Çatıda erzakları koyduğunuz odada küçük bir pencere var, gökyüzünü gören. Dünyaya açılan tek pencereniz. Tüm gün dışarıda olup bitenleri, akşamları sadece bir radyodan öğreniyorsunuz. O da ne kadar objektifse. Tek arkadaşınız ve tüm derdinizi paylaştığınız ise sadece bir defter. Hatta belki sizden sonra bile yıllar boyunca sizin sırlarınızı saklayacak. Tüm bunların yanında en büyüğü ise yakalanma korkusu. Duyduğunuz her bir seste beklenmedik misafirin, korkulu bekleyişi. Anne Frank’ın dünyasına hoş geldiniz.  

Kendisi 1929’da Almanya’da doğmuş,13. yaşına girdiği 1942 yılında Nazi çalkantıları başlamış ve onlardan korunmak için ailesi ile birlikte bir evde gizli olarak yaşamaya başlamışlar. Saklandıkları iki yılın sonunda ise bir komşularının onları şikayet etmesi ile SS subayları tarafından yakalanarak Auschwitz ve Bergen-Belsen toplama kamplarına gönderilmişler. Bir kaç ay içinde Anne Frank 15 yaşındayken tifüs nedeniyle hayatını kaybetmiş. O kamptan geriye dönen tek kişi babaları Otto Frank olmuş ve kızının saklandığı süre boyunca tuttuğu günlüğü bir kitaba çevirmiş. Anne Frank günümüzde Holokost döneminin bir sembolü haline gelmiştir. Amsterdam’a yolunuz düşerse de müzeye dönüştürülen, saklandığı evi ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca bu karantina zamanlarında izlemeniz için “Anne Frank Whole Story” filmini de tavsiye ederim.

Sonra gözlerimizi açıyoruz ve konforlu odamızdayız. Dışarı çıkmak belki tehlikeli ama gökyüzüne bakmak hatta balkonda güneşe bakıp havayı ciğerlerimize doldurmak serbest. Dışarıdaki tüm dünyadan sıyrılmak için kulaklığımızı takıp farklı bir an da yaşamak çok kolay. Olup bitenleri öğrenmek için akşamı beklemeye ve sadece yanlı dinleyebilmiz radyodan öte, tüm dünya görüntüsü ile avuçlarımızın içinde. Elimizdeki kitaplar bitse dahi binlerce kitaba online olarak ulaşabiliriz. Aylarca oturupta izleyerek bitiremeyeceğimiz sayıda filme sahibiz. Yeni bir şey öğrenmek için yüzlerce kaynak var sanal ortamda. 

Anne Frank’ın hikayesi sizlere bir şeyi çağrıştırdı mı? 

Evden mümkün oldukça çıkmadığımız bugünlerde, çoğumuz  için daha bir ay dahi olmamışken, bu kısa sürede evde kalmanın sıkıcılığı ile ilgili twitler atıp, farklı instagram challangeları geliştirip, isyankar capsler yaptık bile. Tüm bunları da evlerimizde otursak da saniyesinde tüm dünyadan haberdar olduğumuz bir çağda yapıyoruz. 

Bizlerde kendi hayatımız boyunca belki de en zor dönemleri yaşıyoruz, kolay değil tabii ki ama bak dışarıya. Bahar geldi. Bitkiler bahar hazırlıklarına başladılar, yine o en güzel halleriyle. Chopin’in piyanonun tuşlarıyla verdiği Nisan Düşleri, hepimiz için de baharın, iyiliğin ve her şeyin başlangıcının simgesi olsun. Hepimiz nisanı en pozitif dileklerimizle çağıralım. Onun gelmesi ile birlikte dünyada tüm virüste yok olsun. Herkesin yeni başlangıçlar yaptığı ve yeniden daha iyi hale getirdiğimiz dünyamızda bu sefer dersimizi almış olarak başlayalım yeni güne.