Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı geliyor aklıma şu sıralar. İzole edilmiş hayatlarımızın içinde kurduğumuz yeni dünyamız. Modern dünyaya bir protesto niteliği taşıyan George Orwell’ın 1984 kitabında da aynı izleri bulabilmek mümkün. Tıpkı kara aynaların arkasında günlerini geçiren bizler gibi. 

Biraz önce pilates yaparken, acı ile baş başa kalmaması için arkada beynimi düşündürecek bir podcast açtım. Serdar Kuzuloğlu’nun Zihnimin Kıvrımları serisinin ilkini dinledim. Çok güzel konulara değiniyor. İlgimi çeken kısımlarından biri de düşünmek üzerine. Düşünüyor muyuz? Düşünmemiz gerekenleri mi, yoksa sadece bugün şu yemeği yiyeyim, borçlar şu kadar oldu, akşama şu filmi izleyeyim gibi şeyler mi düşünüyoruz.

Peki esas düşünmemiz gereken şeyler neler? 

1948 yılında yazılan 1984 kitabındaki korkulan kara aynalar, şuan teknolojik bir gelişme olarak karşılanıyor. Bakınız, bunu okuduğunuz ekran. 1985 yapımı Geleceğe Dönüş filmindeki korkuyla bakılan hologramlara artık olağan muamelesi yapıyoruz. Kendi kendine giden arabaları hiç saymıyorum bile. Bir zamanlar sadece bir bilim adamının adı olan Tesla, bugünlerde belki bazıları için sadece bir araba markası. Bir çok bilim kurgu filmlerinde geçen uzay maceraları yakın gelecekte bizler için de olağan bir olay olacak. SpaceX’in ürettiği Dragon Kapsülü ile belki komşuya gider gibi marsa gideceğiz.

Değişim gösteren hayatlarımız, kanıksadığımız gerçeklere dönüştü.

Düşüneceğimiz konu tam olarak burada başlıyor. Tarih geçmişi yansıtır. Geçmişte yaşanan olayları. Geleceği ise bir tek tarihin tekerrür etmesinden değil, ütopik ve distopik kitaplardan, filmlerden görebiliyoruz. Corona virüsü nedeniyle evlerimizde oturduğumuz bu zamanlarda sosyal medyada bir çok hikaye, distopya ya da kehanet çıkıyor karşımıza. Şu kişiler, gruplar ya da ülkeler üretti. Maksadı dünyaya hakim olmak, dünya lideri olmak ya da sonucu aynı şeye çıkan her şeyin sahibi ve idarecisi olabilme arzusu. Bunlar bana, bu yazının da konusunu oluşturan ütopyaları ki daha çok distopyaları hatırlattı. Fahrenheit 451’leri, Otomatik Portakalları kendi gerçekliğimize taşıdık farkındaysanız. Tabii bu demek değil ki gerçekten de bu virüs o veya bu amaçla üretilmemiş olsun. Söylenilen kehanetlerden, distopik hikayelerden belki biri doğrudur. Fakat biz kitaplardan ya da filmlerden çok daha fazla hayal gücümüzü geliştirip bu konular üzerine kafa yorduk. Hazır kafamız bir nebze daha sokağın ritminden uzakken bilim kurgu hikayeleri yaratmaya yatkın olan ilham perisini özgür bıraktık.

Ben de diyorum ki hazır ilham perisi özgürce dolaşıyorken, distopyalara değil de ütopyalara kafa yoralım. Belki de hepimiz iyi bir dünya hayal edersek bu gerçekleşir. Mesela mutluluk felsefesi üzerine yazılan Platon’un Devlet isimli ütopyasını okuyarak başlayabiliriz. Distopik hayatlarımızı ütopikleştirmeye var mısın?