“Hapishane penceresinden gördüğü, daha önce farkında bile olmadığı kuşlardan nasıl hayranlıkla, coşkuyla söz ediyor! Şimdi, hapishaneden çıktıktan sonra, onları yine fark etmez olmuştur. Siz de tıpkı öyle, Moskova ‘da Moskova’nın farkında olmayacaksınızdır.”

ÜÇ KIZ KARDEŞ, ANTON ÇEHOV

   Sizler için de öyle mi? Bir yol sadece ulaşılana kadar mı değerlidir? Eğer hayattan zevk almak istiyorsanız yolculuğu da sevmelisiniz. En önemlisi ise yola çıkmadan önce bulunduğunuz yeri de sevip, değerini bilmelisiniz. Çünkü sizin bulunduğunuz yer bir başkasının hayali olabilir. Saffet Emre Tonguç’un çok sevdiğim bir sözü vardır. “İstanbul’da yaşamayın, İstanbul’u yaşayın” diyor. Maksat illa şehir değiştirmek değil. Kendi şehrimizde de bunun değerini bilmeliyiz. Çehov’un dediği gibi Moskova ’da Moskova ’nın farkında bile olmadan yaşayabiliriz.

Gelin Moskova ’nın Sanal Olarak Farkına Varalım

      Yolculuk yolun sonundan daha önemlidir dedik ama yolculuğu nasıl yapacağımızı söylemedik. Tabii ki sanal olarak. Şanslıyız ki Monaco yazımızda olduğu gibi Moskova’da da oldukça fazla sanal turlar bulduk. Hazırsak yavaştan valizimizi hazırlayalım. Yolda dinlemek için yanımıza Rus Halk Şarkısı olan Polyushka Polye’yi ekleyebiliriz. Yine yolda içmek için yanımıza kahvemizi de aldıysak artık başlayabiliriz.  

    Moskova sanal turumuzu bir müze ile açmak istiyorum. Bazılarınız müzelerden sıkılabilir ama size söz veriyorum bu müze çok hoşunuza gidecek. Gittiğim en iyi müzelerden biriydi diyebilirim. Kulağınıza buradan bir miktar sanat aldıysanız, gözlerimize de biraz sanat vermeye başlayabiliriz. 

Büyük Vatanseverlik Savaşı Müzesi

   Büyük Vatanseverlik Savaşı olarak adlandırılan 1941-1945 İkinci Dünya Savaşı’na adanmış bir müzedir. 1995 Yılında halka açılan müzeyi sanal olarak buradan gezebilirsiniz. Yeşil yıldızlara tıklayarak üst katlara ilerleyebilirsiniz. Merdivenlerden yukarı çıktığımızda karşımıza çıkan büyük salon Zafer Salonudur. Salonun ortasında büyük bir bronz heykel bulunmaktadır. 

   Yavaş yavaş müzenin beni en etkileyen kısmına gelelim. Yine başa dönelim ve merdivenlerden çıkınca bu sefer karşıdaki salona değil de sağa doğru sapalım. Eski bir şehir kalıntıları ile başlayan girişin ardından sola doğru devam edin. “Kapitulieren Nein” duvar yazısının bulunduğu bölüme kadar ilerleyin. Hemen solda yıkılmış bir duvarın içinden uzakta görünen piyanoyu ve harap olmuş eşyaları göreceksiniz. İşte şimdi detaylı detaylı gezinin bu bölümde. Muhteşem bir yaşam kalıntısının içindesiniz. Bu sanal tur kendinden müzikli. O yüzden ayrı bir şarkı açmanıza gerek yok. Tek yapmanız gereken kendinizi müziğin eşliğinde büyüleyici ev kalıntılarına bırakmak. 

   Bu müzeyi ne kadar sevdiniz ya da ne kadar kendinizi orada hissedebildiniz bilmiyorum ama konuları Almanya’da geçse de bana Piyanist, Hayat Güzeldir filmlerini hatırlattı. Nihayetinde hepsi Holokost dönemine ait. 

Savaşların konuları mekanları farklı olsa da renkleri hep aynı. Geride bıraktıkları hep aynı. Hafızalarda kalanlar da…

Yeraltı Sarayı

   Bir saray düşünün ki yerin metrelerce altında. Aynı zamanda bu saray halka ve turistlere ait. İşin komik tarafı saray mensupları bu saraya pek gelmez, gelse de fazla kalmaz. Burası bir müze değil. Bilin bakalım burası ne?

Metro 🙂 

Moskova metrosu dünyanın en büyük ve en karmaşık metrolarından biridir. Buna rağmen içi saray gibidir. Mecazi anlamda değil, gerçekten de Moskova Metrosu’nun bir diğer ismi Yeraltı Sarayı’dır ve içerisinde bulunan muhteşem mimari sizlere bunu ispat edecektir. 1935’te inşaa edilen bu metro hattı, aynı zamanda SSCB’nin ilk yeraltı demiryolu sistemidir. 

Metrodaki yolcular şehri rahat bir şekilde dolaşmakla kalmıyor, aynı zamanda Rus tarihinin enfes görüntüleriyle geçmişe yolculuk ediyorlar. Sizlerde bu yolculuktan pay almak isterseniz öncelikle buradan Devrim Meydanı’nı sanal olarak gezebilirsiniz. Detaylı bilgiye Wikipedia üzerinden ulaşabilirsiniz. 

Renklerin Ahengi: Bolşoy Tiyatrosu

   Renklerin ahengi diyebileceğimiz bir tiyatro binasına gideceğiz şimdi. Burada bir tek tiyatro-opera sanatı kendini göstermemiş. Anlaşılan iç mimar da kendi sanatını konuşturmak istemiş bu yapıda. Aklınıza heykel, mozaik işçiliği gelmesin. Bu sefer mimar daha basit bir aracı kullanmış. Renkleri. Birinci katta duvar boyasının, koltukların ve ışığın rengi ile bütünleşen sarı renk, aynı ahengi koridorda pembeye bırakıyor. Salon ise genellikle opera salonlarından aşina olduğumuz kırmızı renk ile tamamlıyor kendini. Fakat bu sefer kırmızıya eşlik eden bir renk daha var. Gösterişi, zenginliği ve gücü ifade eden altın rengi. Bence geriye kalan sanatı da kendiniz görmelisiniz diyerek sizi başbaşa bırakıyorum. Bolşoy Tiyatrosu’nu sanal olarak buradan gezebilirsiniz. Tarihini detaylı öğrenmek isterseniz de buradan ulaşabilirsiniz. 

Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi 

Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi

1912 Yılında açılan bu müze, diyerek klasik bir açılış yapmayacağım. Çünkü bu müzede görecekleriniz de bir önceki müze kadar olmasada onu aratmayacak cinsten. Özellikle burada ilginizi çekecek bir hikayede saklı. Öncelikle müze sanal turuna buradan ulaşabilirsiniz. İçerideki eski-yeni müze shopu çok hoşuma gitti. 1945 yılında savaş sonrasında restore edilmeye çalışılan müze ile şimdiki halini aynı anda görebiliyorsunuz. Aynı anda geçmişte ve şimdide oluyorsunuz. Bu tasarımı gerçekten çok beğendim. Üç zamana ışık tutuyor bu sanal tur. Bir eserlerin gerçek zamanına, bir 1945 yılına bir de şimdiye. Yine Puşkin Müzesine dahil edilmiş ve birçok ünlü tabloyu bulunduran resim galerisine de buradan ulaşabilirsiniz. On dokuzuncu ve yirminci yüzyıl Avrupa sanatının dünyadaki en pahalı koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan bu galeride; Avrupa binasında Monet, Renoir, Degas, Gauguin, Van Gogh, Cezanne, Matisse ve Picasso’nun önemli eserlerini içeren dünyaca ünlü bir çok resim koleksiyonu var.

Gelelim hikayeye

Saffet Emre Tonguç’un Hürriyet Seyahat ekinde bu olaya dair anlattığı hikayede şöyle der. Alman kökenli Heinrich Schliemann, Homeros’un yazdıklarının gerçek olabileceğini düşünüp Osmanlı İmparatorluğu’na geliyor. … Kazılar yapıyor ve amacına ulaşıyor. Hazineyi bulduğu gün tüm işçilere izin veriyor ve karısı Sofia ile beraber bulduklarını değişik ülkelere pazarlamaya çalışıyorlar. Fakat sonra Alman milliyetçiliği ağır basıyor ve Almanya’ya veriyor. II. Dünya Savaşı’nda kaybolan hazine 1993’te Rusya’da ortaya çıkıyor. Eserler bugün Moskova Puşkin Müzesi’nde. Bende sanal olarak gezdiğim Puşkin Müzesi’nde bu eserleri sizler için aradım. Buradan Sofia Schliemann’ın üzerine takarak kaçırdığı eserler dahil hepsini sanal olarak gezebilirsiniz.  

Kızıl Meydan

Kızıl Meydan

Koca bir meydan düşünün. Dört tarafı muhteşem eserlerle çevrili. Bir tarafta meydanın rengi ile özdeşleşmiş kızıl binasıyla Devlet Tarih Müzesi, öteki tarafta tam karşında Aziz Vasil Katedrali. Sol tarafta Gum AVM, hemen onun karşısında ise Lenin Mozolesi ile muhteşem dörtlüyü oluşturuyorlar. Her biri de Moskova’ya gidildiğinde görülmesi gereken yerlerden. 1990 yılında UNESCO, Kızıl Meydan’ı Dünya Mirası alanlarından biri olarak belirlemiş. Kendinizi Dostoyevski’nin kitabında gibi hissedeceğiniz sanal tura buradan erişebilirsiniz. Ayriyeten yılbaşı dönemi festival kutlamaları ile canlanan Kızıl Meydan’a bir de buradan bakabilirsiniz. 

Moskova Devlet Tarih Müzesi

Sıra geldi Kızıl Meydanı, Kızıl Meydan yapan binalardan biri; Devlet Tarih Müzesine. Güneşin tam tepede olduğu, havanın en güzel gezilebilecek bahar havasında olduğunu düşünün. Şimdi karşınızda Rusya’nın en büyük ulusal kültür ve tarih müzesi duruyor. Barok tarzında inşa edilen yapı 1872 yılında açılmış. Müzeyi buradan gezebilirsiniz.

Aziz Vasil Katedrali

Tanıdık Bir Yüz: Aziz Vasil Katedrali

Yine Kızıl Meydan’da, Devlet Tarih Müzesinin hemen karşısında bulunan bir diğer eser ise Rusya denilince akla ilk gelen Aziz Vasil Katedrali. 1561 yılında Rus Devleti’nin Kazan ve Astrahan hanlıklarına karşı kazandığı zaferleri kutlamak amacıyla yapılmış bir eserdir. Bir rivayete göre Napolyon geldiği zaman katedrale hayran kalmış ve söktürüp Paris’e taşıtmak istemiş. Tabii bu durum o zamanki şartlar için pek mümkün olmayınca bu sefer sinirlenip, yakıp, barutla ateşe vermiş. Fakat tam da o sırada bir yağmur başlamış ve ateşi söndürmüş. Bu büyüleyici yapıyı şimdilik sanal olarak gezmek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. 

GUM AVM

GUM AVM

Sovyet döneminde birçok sovyet şehrinde bulunan AVM’lere Uluslararası Devlet Mağazası anlamına gelen GUM olarak adlandırılırdı. Kızıl Meydan’da bulunan GUM bunların içinde en ünlüsü olanıdır. Günümüzde lüks alışveriş merkezi olarak sunuluyor. 1893 Yılında açılan bu Neoklasik yapının cephesi 242 metre uzunluğundadır. İlginç bir bilgiye göre Stalin’in karısı Nadezhda 1932’de intihar ettikten sonra, GUM, onun vücudunu sergilemek için kullanılmış. 2005 Yılında GUM’un satılmasıyla ile kısaltması aynı kalsa da adı değiştirilmiş. “Main Universal Store” yeni adıyla ve yeni görünümüyle GUM artık bir sovyet döneminin alışveriş merkezi değil, günümüzün lüks alışveriş merkezi olmuştur. GUM AVM’yi sanal olarak buradan gezebilirsiniz. 

Koş Koş Matryoshka’ya Koş

   İzmalovo Pazarı bir diğer ismi ile bit pazarı Türkiye’de de aşina olduğumuz pazarlardandır. Antikalar, hediyelikler, koleksiyonlar satılan geniş pazarlardır. Antika düşkünü iseniz pazarı bu web sitesinden daha detaylı araştırabilir, ürünleri görebilirsiniz. Derseniz ki detaylarda boğulmak istemiyorum beni oralara götür, o zaman buyurun buradan bir köprü üzerinden başlayalım ve uzaklarda sevimli bir köyü andıran, capcanlı, film setinde hissedeceğiniz o harika hediyeliklere koşalım. Ürünlerin olduğu tura buradan ulaşabilirsiniz. Pazarın karlı halini görmek isteyenler için de buraya bir link daha bırakıyorum.

Stary Arbat

Stary Arbat

Çarşılardan gitmişken yine güzel bir kapalı yolun içinden geçelim. Birçok şehirde ülkede vardır bu tarz sokaklar. İstanbul’da İstiklal Caddesi, Antalya’da kapalı yol, Moskova ’da eski Arbat. Kentin en eski caddelerinden biri olan Arbat zamanında önemli bir ticaret yolunun parçasıyken, şimdilerde arabanın geçmediği, çarşıların bulunduğu bir kapalı yol haline gelmiş. 19. ve 20. yüzyıllarda sanatçıların, akademisyenlerin yaşadığı yer olan Arbat’ta yıllar geçse değişmeyen tek şeyin sanat olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Sokakta birbirinden yetenekli sanatçıları görünce siz de benimle hem fikir olacaksınız. Buradan Stary Arbat’ı sanal olarak gezebilirsiniz. Sokağın gündüz haline de buradan ulaşabilirsiniz. 

Kremlin

Kremlin, pek çok Rus kentinde bulunan yapıların bütünüdür. Moskova Kremlin Sarayı da bunların en ünlüsüdür. Halen Rus hükümeti tarafından kullanılsa da içerisinde bulunan diğer saraylar müze olarak kullanılmaktadır. 125 metre uzunluğunda, 47 metre yüksekliğindeki bu ana görkemli yapının toplam alanı ise yaklaşık 25.000 metrekaredir. 700’den fazla oda içeren sarayın binaları iç avluya sahip bir şekil oluşturmaktadır. Kremlin içerisinde bir çok kilise ve katedrali de barındırmaktadır. Assumption Katedrali, Başmelek Katedrali, Robe Biriktirme Kilisesi, Duyuru Katedrali bunlardan sadece birkaçı. Ayrıca Patrik Odası’nı ve Silah Odası’nı da sanal olarak gezmeniz mümkün. Saray içinde 1600 yılında yapılan Büyük Ivan Çan Kulesi bulunmaktadır. Kulenin içine değil de yanına konumlanmış olan çan, 81 metre yüksekliğinde olup bir zamanlar Rusya’nın en uzun yapısı olarak kabul ediliyormuş. Çanı da görebileceğiniz dış bahçeyi buradan gezebilirsiniz. 

Dünya’nın En Güzel Cafe’si

Puşkin Cafe

O kadar çok gezdik, bir mola vermeden olmaz diyoruz ve başlıkta da gördüğünüz üzere bence dünyanın en güzel Cafe’sine gidiyoruz. Puşkin Cafe. Burada bir kahve içip kalkmak ona çok haksızlık olur. Kitabınızı alıp sakince kafa dinleyeceğiniz, gotik dokusuyla zamanda yolculuk yapacağınız harika bir ambiyansa sahip. Cafe’nin tarihi henüz çok eski olmasa da iç dekorasyonu sizi yüzyıllar öncesine götürecek cinsten. 

Lenin Sokağı

Bir seyahat yazısında neden o kadar gezilecek yer varken bir sokağa da yer verilir ki? Ya o sokakta görülecek önemli bir yapı vardır ya da her seyyahın söylediği “şehri keşfetmek için sokaklarında kaybolun” sözünü doğrulamak için. Ben ikisi için de yer verdim. Lenin sokağı küçük, renkli evleri ile insana huzur verirken, evlerin önündeki heykeller ise sokağı basit bir sokak olmaktan çıkarıyor. İşte bu sebeple sizler de benim gibi buradan gidebildiğiniz kadar ileriye doğru gidin ve huzurun tadını çıkarın. Eğer biraz rusça biliyorsanız da buradan eşlikli gezebilirsiniz. 

Grachev’in Çiftliği

Sokakları gezmişken kültürü daha iyi tanımak adına biraz da evlerine konuk olalım. Grachev Monte Carlo’da bir kumarhanenin tam bir kopyasını inşa ederek, Moskova şehrinde “ucube” olarak ün kazanmış bir tekstil üreticisidir. 1889 Yılında aldığı bir çiftlik evini restore ettirerek 1899 yılındaki ölümüne kadar orada yaşamıştır. Giriş kısmı bir opera binasını andıran bu harika evi buradan gezebilirsiniz.

Bir Başka Güzel Ev

Hayran kaldığım bir diğer ev ise Morozova Konağı. Konakla ilgili detaylı bilgiye buradan, sanal tura ise buradan ulaşabilirsiniz. Her odasında ayrı bir işçilik göreceğiniz bu konakta özellikle yemek odasının beyaz eşyalarla birlikte parlayan güzelliği sizi içine alacaktır. 

Kısa Kısa Moskova

Biliyorum Moskova şehrinde gezilecek çok yer var. Yazının bu bölümüne kadar okuduysanız sizleri tebrik ediyorum. Zamansızlık vb. gibi sebeplerle sanal seyahatini burada bitirmek isteyenlerde harika bir Moskova turunu tamamlamış olmanın haklı gururunu yaşayabilirler. 

Eğer bunlar bana yetmedi, Moskova sanal seyahatimi genişletmek istiyorum derseniz de sizlere birkaç sanal tur daha tavsiye edeceğim. Moskova ve geri kalan güzellikleri;

Bonus

Bu kadar yorulmuşken iyi bir yemeği hak ettik demektir. O zaman Barton Restaurant’ta sanal bir restoran gezisi yapalım ve ardından kendi mutfağımıza gidip, evimizin en iyi şefinden (yani kendimizden) güzel bir yemek ziyafeti çekelim. 

“Sonra dağlara, gökyüzüne, anılarının tümüne bakıyor, hayallerine görkemli doğanın katışıksız duygusu ekleniyordu. Moskova’dan ayrılırken düşündüğü gibi değildi burada yaşamı, beklenmedik ölçüde güzeldi. Düşüncelerin de, duygularında hep dağlar, dağlar, dağlar vardı.”

Kazaklar, Lev Nikolayeviç Tolstoy

Tatiana Maslova ile Moskova

1. Bir Rus olarak memleketinde en sevdiğin ilçe veya yapı neresi?  

Rusya’da en sevdiğim yer, St. Petersburg benim için en romantik yerdir. Şehirde bulunan tüm müzeler, katedraller ve sokakların atmosferi ayrı bir havayı yaratıyor. Özellikle beyaz geceleri ve açılan köprüler içinizi sevgi ve aşk ile dolduruyorlar. St. Petersburg’u başka bir şehir ile asla kıyaslayamazsınız. Fakat en çok Baykal gölüne gitmek isterdim. Hayalimdeki il orasıdır.  

2. Söylenene göre Aziz Basil Katedrali hem halk hem de turistler tarafından sık sık Kremlin sarayı ile karıştırılırmış. Bu gerçek mi, bir bilgin var mı bu konuda? 

Ilk defa duyuyorum ama muhtemelen olabilir. Çünkü kızıl meydanda yer aldığı için özellikle turistler tarafından karıştırılabilir. Maalesef bazı insanlar katedral nedir bilmedikleri için bunu gayet bir “renkli bina” olarak algılayabilirler. 

3. Bize Moskova hakkında internette bulamayacağımız hangi bilgiyi söyleyebilirsin? 

Moskova çok modern bir şehirdir ve ayrıca başkenti olduğu için tabiki çoğu şeyleri internette bulabilirsiniz. Fakat orada yaşayan halkın hikayeleri ve yaşam tarzlarını orada olmadan anlayamaz ve bilemezsiniz. Moskova’nın havası diğer Rusya’dan bambaşkadır.  

4. Türkiye’de de rahatça bulabileceğimiz, Moskova’ya özgü hangi yiyecekleri önerebilirsin? 

Türkiye’de Rusların yaşadığı bölgelerde birçok Rus yemekleri bulabilirisniz. Antalya’da mesela çok güzel borş, rus mantısı, ve rus köftesi yapan yerler vardır. Oysa ki şimdi çoğu türk pastanelerinde Medovik pastasını ya Napaleon pastasını deneme şansınız var.

5. Moskova ile ilgili bildiğin ya da aklına gelen eski bir hikaye var mı? Eskilere gitmişken bize Büyük Vatanseverlik Savaşı veya müzesi hakkında da bir kaç şey söyleyebilirsin. 

Moskova çarlık döneminden bugüne kadar birçok önemli olay yaşamıştı. Napolyon savaşında 1812 yılında Rusya’yı kurtarmak amacıyla rus ordusu tarafından Moskova’yı yıkma kararı alınıyor ve iki gün içerisinde şehir yok edilmiştir. Yani dünyada ülkeyi kurtarmak amacıyla hiçbir başkent aleve verilmemiştir. 1941-1945 savaşı ise her rus için zor bir meseledir. Birçoğumuzun aileleri zarar görmüştü. Rusya’da ve aslında eski SSCB ülkelerinde Büyük Vatanseverlik Savaşı’ndan anısı olmayan bir aile yoktur. Bu savaşın konusu açılınca nefesim kesiliyor ve hep ninelerimin hikayeleri aklıma geliyorlar. Kimse bunu konuşmayı sevmezdi ama ölmeden de biz unutmayalım ve özgür bir hayatın değerini bilelim diye herkes kendi hikayesini anlatmıştı. Hatırlayınca gözlerim doluyor ve tüylerim diken diken oluyor. O dönemlerde çocuk yetişkin diye bir ayrım yokmuş. Herkes vatan ve devlet için savaşırmış. Elinden ne geliyorsa yapıyorlarmış. Rusya’nın ve rusların bu savaşı unutmaması gerekiyor. 

6. Türkiye’de hangi şehri Moskova’ya benzetirsin? 

Moskova sanırım bir tek İstanbul’a benzer denilebilir. Aynı şekilde kalabalık ve ritmik bir şehirdir. Yani ne kadar Ankara başkenti olsa da Moskova’ya hiç benzemez. Bu yüzden Türkiye’yi iyi bilmeyen bir rus, Türkiye’nin başkenti İstanbul der. Çünkü Moskova’ya benzetiyordur.

7. Kızıl Meydan Moskova’nın en iyi bilinen meydanı. Ayrıca meydanın dört tarafı muhteşem eserlerle çevrili. Oranın ambiyansını anlatabilir misin bize? 

Kızıl Meydanı dünyadaki hiçbir meydana benzemez. Orda bir defa bile bulunsanız unutamazsınız. Her tarafta dünyaca ünlü eserleri bulabilirsiniz. Meydandaki kalabalığı bile o an size kalabalık gelmez, çünkü orda kendinizi ve yanınızdaki insanları etraftaki binalara göre çok küçük hissedeceksiniz. Meydanın her mevsimi var ama en güzeli kıştır. Büyük buz pateni ve gözünüzü alan ışıklandırma sizi bir masala götürür. Bir anda eğlenirken diğer anda da ünlü eserleri izleme fırsatınız olur. Ayrıca her gün orda tiyatro oyuncuları eski siyaset liderlerinin kostümlerini giyerek sizi eski zamanlara götürerek eğlendiriyorlar. Hayatta en az bir kere Kızıl Meydana gitmek gerekir.   

8. GUM AVM anladığım kadarıyla her şehirde bulunan klasik avm’lerden biraz farklı. İçi çok büyük harika bir çarşıya benziyor. Orada bulundun mu hiç, diğer avm lerden farkı ne? 

GUM daha çok bir müzeye benzer. İç yapımı çok güzel ve eski çarşılara benzer. Ben maalesef hiçbir zaman oraya gitmedim ama belkide iyi ki gitmedim. Orda sadece dünyaca ünlü markalar toplanmış yani açıkçası orta geliri olan bir vatandaşın alışveriş yapamayacağı bir ortamdır. Çoğu vatandaşlar ve turistler sadece ve sadece fotoğraf çekmek amacıyla giriyorlar içine. 

9. Moskova metrosu bir diğer adıyla yeraltı sarayına büyülendim. Orada kaybolduğun oldu mu?  

Hah)) Evet, Moskova metrosu bir müzeye benzemektedir. Çok önemli eserleri ve çizimleri orada bulunmaktadır. Ancak, moskova metrosunda hiç kaybolmadım ama orada olduğum süreçlerde nerden nereye gideceğime karar verebilmek için ve yolumu netleştirmek için baya zaman kaybediyordum. Bazen 2-4 dal değiştirmem gerekiyordu.  

10. Moskova’da ilginç bir anın var mı anlatabileceğin? 

Hatırladığım kadarıyla bir keresinde tren istasyonlarını karıştırmıştık. Bakacak olursan tren istasyon meydanı var ve orada farklı yönlere giden trenler var, biz memleketimiz yönüne giden tren istasyonuna gitmek yerine sibirya tarafına olanına gelmiştik…. Sonra valizlerle koşa koşa bir istasyondan diğerine koşmuştuk. Çok heyecanlı bir gündü. 

11. Etkilendiğim bir diğer mekan ise Puşkin Cafe oldu. Orasının sanal turunu maalesef bulamadım. Ama eğer gittiysen bize biraz anlatarak kendimizi orada hissetmemizi sağlayabilir misin? 

Maalesef ben oraya hiç gitmemişim. Ve sen sormadan da böyle bir kafenin olduğunu da bilmiyordum. Ama okul zamanlarımda Pushkin ile alakalı tüm turlarına gittim. Küçüklüğünden ölümüne kadar yaşadığı tüm yerlerini gezdim. Pushkin’in kalbimde ayrı bir yeri vardır. Asıl Pushkin’i bilmeyen bir insanla da konuşmayı tercih etmem. 

12. Bildiğin gibi biz sanal gezginleriz, en azından şu an için oraya gidemiyoruz. Bize oraya gidemesek de orada olduğumuzu hissettirecek neler söyleyebilirsin?  

Moskovayı hissetmek istiyorsanız İstanbul’un en kalabalık sokağını düşünün. Kulaklıklarınızda bir rus şarkısı çalıyor ve siz sağa bakıp çok eski bir binayı görüyorsunuz. Sola bakıp modern cafe ve binaları görebilirsiniz. Yukarıya bakıp camdan yapılan upuzun plazalar görürsünüz ve son olarak aşağıya bakarsanız her adımınızla tarih eserleri de görme şansınızı olduğunu anlarsınız.  

13. Sanal olarak seyahat ettin mi hiç? Seyahat etmeyi seven biri olarak sanal gezmek hakkında ne düşünüyorsun? 

Tabii, pandemide sanal gezmeyen kalmamıştır. Benim için sanal gezi asla gerçek seyahatın yerini değiştiremez. Fakat şu var ki hayatımızda belki para veremeyeceğimiz veya olduğu ülkeye gidemeyeceğimiz müzeleri de ücretsiz sanal olarak gezme şansımız oldu.  

14. Son olarak orayı sanal olarak gezecek insanlara önerin ne olurdu? 

Sanal olarak gezeceğiniz için her köşede istediğiniz kadar zaman harcayın. Çok beğendiğiniz yeri daha fazla öğrenin. Müsait olduğunuz her zamanda en az bir sanal tura çıkın. Rusya çok büyük bir ülkedir. Moskova ise Rusya’nın içinde olan bambaşka bir ülkesidir. Moskova’yı anlamak için Moskovalı olmak gerekir. Fakat biz şimdi teknoloji sayesinde şehrin her köşesine ulaşma şansına sahibiz. Eğer gerçekten oraya gitmek istiyorsanız, baştan sanal seyahatinizde tüm yerlere ve eserlere dikkatli bakmanızı tavsiye ediyorum. Moskova’nın kalabalığından gerçek hayatta bazı şeyleri göremeyebilirsiniz.