Geçen sene tam da bugün paylaşmıştım Nisan Düşleri yazımı. Bu sene de yine Chopin’den ilham alarak İlkbahar Valsi ile açmak istiyorum yazımı. Yazı süresince bu valsi arkadan dinlemeyi unutmayın. Fakat bu yazıda anmak istediğim kişi Chopin’den ziyade Anne Frank. 

Anne Frank

Gözlerinizi kapatın. 1945 yılındasınız. Almanya’da. Çatı katındaki küçük odanızda, sedirin üzerinde oturuyorsunuz. Dışardan, her gün askerlerin sesleri duyuluyor. Pencereden bakamıyorsunuz bile, gün ışığını görmek yok. Çatıda erzakları koyduğunuz odada küçük bir pencere var, gökyüzünü gören. Dünyaya açılan tek pencereniz. Tüm gün dışarıda olup bitenleri, akşamları sadece bir radyodan öğreniyorsunuz. O da ne kadar objektifse. Tek arkadaşınız ve tüm derdinizi paylaştığınız ise sadece bir defter. Hatta belki sizden sonra bile yıllar boyunca sizin sırlarınızı saklayacak. Tüm bunların yanında en büyüğü ise yakalanma korkusu. Duyduğunuz her bir seste beklenmedik misafirin, korkulu bekleyişi. Anne Frank’ın dünyasına hoş geldiniz.  

Kendisi 1929’da Almanya’da doğmuş, 13. yaşına girdiği 1942 yılında Nazi çalkantıları başlamış ve onlardan korunmak için ailesi ile birlikte bir evde gizli olarak yaşamaya başlamışlar. Saklandıkları iki yılın sonunda ise bir komşularının onları şikayet etmesi ile SS subayları tarafından yakalanarak Auschwitz ve Bergen-Belsen toplama kamplarına gönderilmişler. Bir kaç ay içinde Anne Frank 15 yaşındayken tifüs nedeniyle hayatını kaybetmiş. O kamptan geriye dönen tek kişi babaları Otto Frank olmuş ve kızının saklandığı süre boyunca tuttuğu günlüğü bir kitaba çevirmiş. Anne Frank günümüzde Holokost döneminin bir sembolü haline gelmiştir. Müzeye dönüştürülen, saklandığı evi sanal olarak buradan gezebilirsiniz. Ayrıca bu karantina zamanlarında izlemeniz için “Anne Frank Whole Story” filmini de tavsiye ederim.

2021 yılında 92 yaşına girse de o hep 15 yaşında.